Aktif KonularAktif Konular  Forum Üyelerini GösterÜye Listesi  TakvimTakvim  Forumu AraArama  YardımYardım  Kayıt OlKayıt Ol  GirişGiriş
EĞİRLERDE EĞİTİM
 Eğirler Köyü Forumu | EĞİRLERDE EĞİTİM | EĞİRLERDE EĞİTİM
Mesaj icon Konu: BİZİM İÇİN Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Yazar Mesaj
carpediem
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 06-Şubat-2008
Konum: Isparta
Gönderilenler: 19

Alıntı carpediem Cevaplabullet Konu: BİZİM İÇİN
    Gönderim Zamanı: 10-Şubat-2010 Saat 16:19

Çoook önemli Saglık tavsiyeleri..!

*Telefona SOL kulaginizla cevap verin
(Ingiltere'de bilimsel olarak kanitlandi !..)

*Gunde 2 kere kahve içmeyin

*SOĞUK su ile hap almayın

*Aksam 5'ten sonra YEMEK yemeyin

*Tükettiğiniz YAĞLI gıdaların miktarını azaltın

*Sabahları daha çok, aksamları daha az SU icin

 
*Akşamları yatmadan içilen bir bardak su, kalp krizi riskini azaltmaktadır

*Cep telefonu BATARYA' lari ile mesafenizi uzak tutun

*UZUN sure kulaklık takmayın

*Gece 10, sabah 6 en ideal uyuma saatleridir

*Uyku oncesi İLAÇ aldıktan sonra hemen uzanmayın

*Şarjınız SON cizgiye inmiş kadar az olduğunda telefona cevap vermeyin, radyasyon 1000 kat daha fazladır.

alıntıdır ....http://www.mansurelsabah.com/cok_onemli.php


Düzenleyen carpediem - 10-Şubat-2010 Saat 17:19
suskunluğum asaletimdendir.yoksa her söze verilecek bir cevabım var. önce söze bakarım laf mı diye sonra söyleyene bakarım adam mı diye...
IP
beyazgül
Üye
Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 02-Ekim-2009
Konum: Isparta
Gönderilenler: 42

Alıntı beyazgül Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 06-Mart-2010 Saat 00:33

Şişmanlık (Obezite) Nedir?

Şişmanlık Nedir?

Vücudun yağ kütlesinin yağsız (kas) kütleye oranının aşırı artması sonucu boya göre ağırlığın olması gereken düzeyin üzerine çıkmasıdır. Birçok sağlık sorunlarına yol açması nedeniyle şişmanlığın önlenmesi gerekmektedir.
Şişmanlık Nasıl Saptanır?

Şişmanlığı ve şişmanlığın boyutunu saptamak için çok çeşitli yöntemler vardır. En çok bilinen ve kullanılan yöntem beden kütle indeksine (BKİ) göre değerlendirme yöntemidir. Beden kütle indeksine [kg/boy(m2)] göre yetişkinlerin vücut ağırlıklarının değerlendirilmesi Tablo’da gösterilmiştir.

BKI (Beden Kütle
İndeksi) (kg/m2)
Vücut ağırlığının durumu
18.5 ‘dan az Zayıf
18.5-19.9 Normal kabul edilebilir (ince)
20-24.9 Normal
25-29.9 Toplu (Hafif şişman)
30-34.9 I. Derece Şişman
35-39.9 II. Derece Şişman
40 ve üzeri III. Derece Şişman

Beden kütle indeksi 30 ve üzerinde olduğunda şişmanlığın derecesi de artmaktadır. Yaşın ilerlemesi ile birlikte beden kütle indeksi değerleri de artar. Şişmanlığın değerlendirilmesinde bu durum da göz önüne alınmalıdır.

Olması Gereken Vücut Ağırlığı Nasıl Hesaplanmalıdır?

Olması gereken ağırlığın hesaplanmasında beden kütle indeksinin normal bireyler için verilmiş olan değerleri kullanılır. Bu normal değer yaş ile birlikte biraz değişkenlik gösterse de genel olarak 20.0-24.9 arasındadır. Birey bu değerler arasında bir ağırlığa sahipse ağırlığı normal kabul edilir. Şu formülle hesaplayabiliriz:

Olması Gereken Ağırlık (OGA) (kg) = Normal BKI Değerleri (20 ~ 24.9) × Boy (m2)

Şişmanlık Nasıl Sınıflandırılır?

Anatomik, etiyolojik ve fizyolojik olarak sınıflandırılabilir.Anatomik olarak, görünüşe göre (ince yapılı, orta yapılı, kalın yapılı) ve cinsiyete veya yağ dağılımına göre (android - elma tipi, jinoid - armut tipi); etiyolojik olarak, eksojen (aşırı beslenmeden) ve endojen (doğuştan); fizyolojik olarak ise, hipertrofik (yağ hücresinin hacmi büyük) ve hiperplastik (yağ hücresinin sayısı fazla) şeklinde sınıflandırılmaktadır.

Şişmanlığın Temel Nedenleri Nelerdir?

Çevresel ve kalıtımsal faktörler önemlidir. Enerji alımının fazlalığı ve enerji harcamasının azlığı şişmanlığa yol açabilir. Enerji alımının fazlalığı aşırı yeme, daha çok yağ ve şeker içeren besinleri yeme, öğün atlama, hızlı yeme gibi yanlış beslenme alışkanlıkları nedeniyle olurken, enerji harcamasının azlığı ise hareketsiz yaşam nedeniyle olmaktadır.

Ayrıca, vücut ağırlığının düzenlenmesinde rol alan hormonal ve sinirsel faktörler, kalıtımsal faktörler olup şişmanlığa neden olabilirler. Tiroid, hipofiz, böbrek üstü,pankreas ve cinsiyet hormonlarının yapımında ve fonksiyonlarındaki bozukluklar sonucunda kişinin iştahı artabilir,bazal metabolizma hızı yavaşlayabilir ve enerji dengesi bozularak şişmanlık oluşabilir
YAŞAMI OLDUĞU GİBİ KABUL ETMELİSİNİZ FAKAT KABUL EDEBİLECECEĞİNİZ GİBİ OLMASI İÇİNDE ÇABA GÖSTERMELİSİNİZ...
IP
beyazgül
Üye
Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 02-Ekim-2009
Konum: Isparta
Gönderilenler: 42

Alıntı beyazgül Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 06-Mart-2010 Saat 00:37
Obezite, insan yaşamını kısaltan ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen bir hastalık. Obezite sorununda yapılabilecek en büyük hata, kişiye özel olmayan, çok düşük kalorili, kontrolsüz şok diyet uygulamaları...

Obezitenin nedenlerini, korunma yollarını ve sağlıklı beslenmenin püf noktalarını Memorial Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Emel Unutmaz anlattı.

OBEZİTE NEDİR?

Şişmanlık, kadın erkek genç yaşlı herkesi ilgilendiren bir sağlık sorunu, diğer bir tanımla da vücudun fiziksel yapısına uymayacak ölçülerde aşırı derecede yağ depolamasıdır. Obezite, ilerleyici ve tekrarlayıcı olması açısından mutlaka tedavi edilmelidir. Ayrıca obezite ciddi sosyal ve psikolojik yönleri olan, tüm yaş gruplarında ve her sosyo-ekonomik düzeyde görülebilen kompleks bir hastalıktır.

Obezitenin klinik olarak değerlendirilmesinde beden yağ ölçümü, vücut ağırlığı, beden kitle indeksi, deri kıvrım kalınlığı, bel-kalça oranı gibi çeşitli yöntemler kullanılabilir. Bunlar içinde en çok kullanılan yöntem ise beden kitle indeksi ve bel çevresi ölçümüdür.

Beden kitle indeksi kilonun boyun karesine olan oranıdır. Bu oran 25’in üzerinde olan yetişkinler kilolu, 30’un üzerinde olanlar obez olarak tanımlandırılır. Beden kitle indeksi 40 ve üzerinde olan morbid obez ise obezitenin gözle görülür bir şekilde ciddi hastalıklara, fiziksel sorunlara hatta ölüme neden olabileceği noktaya ulaşmış şeklidir. Bel çevresi ile değerlendirme yapmak istenildiğinde, kadınlarda olması gereken değer 88 cm ve altı, erkeklerde ise 102 cm ve altıdır.

Beden yağ ölçümü obezitenin en hassas göstergesidir. Normal değer kadınlarda % 20-25, erkeklerde ise %15-18 yağ yüzdesidir. Biyo elektrik empedans adı verilen alet yardımı ile kişinin kas, su ve yağ yüzdesi ölçülür. Bu şekilde kilonun asıl istenmeyen birleşeni olan yağ miktarı öğrenilebildiğinden daha fazla tercih edilen bir göstergedir.

Ayrıca obez kişinin bir program dahilinde zayıflamaya başladığında da vücudundaki değişikliklerin takibinde önemlidir. Çünkü zayıflama programlarında kilo kaybında asıl hedeflenen vücut yağından kayıptır. Mutlaka kastan bir miktar kayıp söz konusu olacaktır ancak amaç bunu minimize etmek, fiziksel aktivite ile destekleyerek engellemek ve asıl kaybı yağlardan sağlamaktır.

OBEZİTENİN NEDENLERİ NELERDİR?

Obezite, vücuttaki yağ oranının düzensiz artışına neden olan hormonlarla, genetik yatkınlıkla ve doğru olmayan beslenme alışkanlıklarıyla orantılı bir hastalıktır.

Son yıllarda obezitenin hızla artmasının en büyük nedenleri, endüstriyel ilerleme ile birlikte fiziksel güce dayalı yaşamdan hareketsiz yaşama geçiş ile düşük kalorili besinlerin tüketiminden, ulaşılabilirliliği artan, tüketimi özendirilen bol kalorili, yüksek şeker ve yağ içerikli besinlerin tüketimine olan geçiştir.

Özellikle genetik yatkınlığı olan, ailesinde obezite hikayesi olan kişilerde bu etkilerin sonuçları daha hızlı görülmektedir.

Enerji alımının tüketiminden fazla olduğu durumlarda enerji dengesi bozulur. Bu dengeyi, diyet, egzersiz ve genetik faktörler sağlar. Kişilerin davranışlarındaki değişiklikler, televizyon ya da bilgisayar başında fazla vakit geçirmeleri, hareketsiz bir yaşam tarzını benimsemeleri, öğün aralarında yüksek enerjili gıdaları tüketmeleri ve fast food denilen tost, sandviç hamburger, patates kızartması, pizza vb. besinlerin tüketimini artırmaları, alkol kullanımı şişmanlığın en büyük nedenleri arasındadır.

Bunların dışında kişinin geçirdiği süreçlerde şişmanlamaya olan eğilimde önemlidir. Örneğin gebelikteki yanlış beslenme ile birlikte gelen fazla kilo artışı, ergenlik döneminde ve menopozda kişilerin kilo alma eğilimlerindeki artış ileriki dönemlerde obezite riskini arttırır.

Hipotiroidizm, cushing sendromu gibi hastalıklar ve bazı ilaçlarda obeziteye neden olabilir.

OBEZİTENİN TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA GÖRÜLME SIKLIĞI NEDİR?
Obezitenin 1980’den günümüze 3 katı arttı düşünülüyor. Özellikle bu son yirmi yıldaki artış bir salgın hastalığa benzetiliyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünyada 1 milyar fazla kilolu insan bulunuyor. Bu salgından Türkiye’de etkilenmiş durumda; kadın nüfusunun yaklaşık üçte biri, erkek nüfusunun da yaklaşık beşte biri obez. Son yapılan çalışmalarda ülkemizde obezite görülme sıklığı 30 yaş üzeri erkeklerde %21, kadınlarda ise %43.

Obezite genel olarak orta yaş sorunu gibi görünse de her yaş grubunda görülebilir. Bununla birlikte çocukluk çağında başlayan şişmanlığın ileriki dönemde devam ettiğine ilişkin birçok çalışma da bulunmakta. Ayrıca çalışmalar göstermektedir ki, şişmanlık sadece sayı olarak değil derece olarakta artmakta. Obezitenin başlama yaşı küçüldükçe derecesinin arttığına ilişkin çalışmalar da bulunuyor.

OBEZİTE HANGİ SAĞLIK PROBLEMLERİNE NEDEN OLUR?

Vücutta aşırı miktarda bulunan ve özelliklede bel bölgesinde toplanan yağ, koroner kalp hastalığı, yüksek kan basıncı, inme, dislipidemi (kanda anormal düzeyde yağ) ve karaciğer yağlanma riskini arttırır.

Kişilerin solunumuna verdiği mekanik yük nedeni ile solunum güçlüğü ve uyku apnesi (uyku sırasında nefes alıp vermede bozukluk) sık karşılaşılan sorunlardır. Morbid obezitede kanda karbondioksitin artmasına bağlı olarak kişilerde sürekli bir uyku hali gözlenir.

Şişmanlığın neden olduğu endokrin ve metabolik rahatsızlıklar da söz konusudur. Bunlardan en fazla karşılaşılan şeker hastalığıdır. İnsüline bağımlı olmayan diğer adı ile tip 2 diyabetin ortaya çıkmasında en önemli faktörlerden biri şişmanlıktır.

Osteoartrit (eklem hastalığı) iskelet ve kasların ağır yükler altına girmesine bağlı olarak oluşan düztabanlık, diz ve kalça problemleri yaşanmaktadır.

Günümüzde şişmanlık estetik açıdan da hoş karşılanmadığından kişilerde psikolojik sorunlara da neden olmaktadır.

Bunların dışında çeşitli kanser türleri, reflü, özefajit, safra kesesi taşı, polikistik over ve doğurganlıkta azalma gibi çeşitli sorunlarda obezitenin neden olabildiği, tetiklediği hastalıklar olarak sayılabilmektedir.

NASIL ÖNLEM ALINABİLİR?

Şişmanlık, oluştuktan sonra geri dönüşü oldukça zor ve ciddi bir sağlık sorunudur. Tedavi endokrinolog, diyetisyen, fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanlarından oluşan bir ekip tarafından takip edilmelidir. Kazanılan yağ kitlesinin kaybı ve bu kaybı korumak uzun uğraşlar ve zaman gerektirebilir.

Eğer daha önce belirttiğimiz parametrelerde obez sınıflamasında iseniz en kısa zamanda uzman yardımı almalısınız.

SAĞLIKLI BESLENME ÖNERİLERİ

Şu an kendinizde böyle bir risk görüyorsanız bugünden itibaren sağlığınız için bazı önlemler almaya başlayabilirsiniz.

İlk basamak yaşam biçimini değiştirmektir. Hareketsiz yaşamınıza fiziksel aktivite eklemeli ve beslenme alışkanlıklarınızı değiştirmelisiniz. Kilo kaybının kalıcı olabilmesi için diyet ve egzersizin birlikte yürütülmesi şarttır. Hayatınıza katacağınız düzenli ve tempolu yürüyüşler, enerji tüketiminizi ve bazal metabolizmanızı artırarak, obezitenin neden olacağı olumsuzlukları (kan basıncı, kolesterol ve trigilseritlerin artması ve iyi kolesterol HDL’nin azalması gibi) azaltacaktır. Ayrıca, kas kayıplarının en düşük seviyede tutulmasına yardımcı olacak ve psikolojik açıdan bir rahatlama sağlayacaktır.

Zayıflamanın şiddetle istenmesinin neden olacağı hızlı kilo verme isteği ile kişiler hatalı zayıflama diyetleri uygulamakta ve tedaviden öte başka sağlık sorunları ile karşı karşıya kalmaktadır. Tüm yaşam kalitesi ve sağlıklı olmak için tek koşul her durumda yeterli ve dengeli beslenmedir. Bunun için her besin grubundan düzenli bir biçimde tüketilmesi gerekir.

Sağlıklı zayıflama diyetlerinde kişiye bağlı olarak değişmekle birlikte haftada 0.5-1 kg olmak üzere ayda 2-4 kg kayıp hedeflenir. Ancak bu yüksek kilolu kişilerde daha fazla olmaktadır.

Zayıflama diyetlerinin temelinde dengeli ve yeterli beslenme ile birlikte bol sıvı tüketimi, posa tüketiminin arttırılması ve günlük 5-6 öğün beslenme yatmaktadır. Zayıflama diyetlerinde günlük olarak en az 2 litre sıvı tüketimi hedeflenmelidir. Posalı besinler, tokluk oluşturması, barsak hareketlerini artırması, kan- kolesterol ve şekeri dengelemede yardımcı olması bakımından zayıflama diyetlerinde önemlidir. Yapılan hatalardan biri de tamamen yağsız diyet tüketerek yağda eriyen vitaminlerin emiliminin ve bağırsak çalışmalarının azalmasına neden olmaktır. Stresli zamanlarda yediklerimizi kontrol altına almak, öğün atlamamak, çok hızlı yemek yememek gibi basit görünen hataların engellenmesi de kilo kaybı ve kontrolünde oldukça önemlidir.
YAŞAMI OLDUĞU GİBİ KABUL ETMELİSİNİZ FAKAT KABUL EDEBİLECECEĞİNİZ GİBİ OLMASI İÇİNDE ÇABA GÖSTERMELİSİNİZ...
IP
carpediem
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 06-Şubat-2008
Konum: Isparta
Gönderilenler: 19

Alıntı carpediem Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 08-Mart-2010 Saat 19:36
8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜNE DAİR....
 
İLGİNÇ BİLGİLER

Birleşmiş Milletler tarafından yapılan bir araştırmaya göre;

1. Dünyadaki işlerin %66’sı kadınlar tarafından görülüyor.
2. Buna karşın kadınlar dünyadaki toplam gelirin ancak %10’una sahipler.
3. Dünya’daki mal varlığının ise % 1’ine sahipler.
4. Başka bir değişle dünyadaki işlerin % 34’ü erkekler tarafından görülüyor ama erkekler dünyadaki toplam gelirin % 90’ına ve toplam mal varlığının % 99’una sahipler.

Türkiye’den Rakamlar ( Milliyet, 8 Mart 2001)

1. Şehirlerde evli kadınların % 18’i, köylerde de % 76’sı eşleri tarafından dövülüyor.
2. Kadınların % 57,7’si evliliklerinin ilk gününde şiddetle karşılaşıyor.
3. Aile içi suçların % 90’ını kadına karşı işlenen suçlar oluşturuyor.


Düzenleyen egirler - 09-Mart-2010 Saat 12:49
IP
carpediem
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 06-Şubat-2008
Konum: Isparta
Gönderilenler: 19

Alıntı carpediem Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 08-Mart-2010 Saat 19:37

                                           BİR KADINI AĞLATMAK.....

Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında. Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya… En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir.Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe!

İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır. Gözleri buğulanır kadının sonra.

Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte.

Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır.. Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli… Ve kadın ağlar; hem de çok!

Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü.

Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler.

İçlerindeki zehirdir onları öldüren! Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları.

Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar.

Zaman geçer sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı…

Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden.
Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan…

İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar.
Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar.

Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. E.. o zaman niye sarılsınlar ki!

Niye sarılalım ki!

Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur.

Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır.

Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır.

Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır.
O da kim, ne diye sormayın artık. Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!

                                                                                         A.NESİN
 
 


Düzenleyen egirler - 09-Mart-2010 Saat 12:47
IP
carpediem
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 06-Şubat-2008
Konum: Isparta
Gönderilenler: 19

Alıntı carpediem Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 21-Mart-2010 Saat 03:04
                                          NEVRUZ-YENİGÜN-
Nevruz, Türk dünyasının kuzeyinden güneyine, batısından doğusuna kadar uzanan engin coğrafyada yaşayan toplulukların pek çoğu tarafından yaygın olarak kutlanan bahar bayramıdır. Bütün bayramların dinî ve millî bir inanıştan, o toplumu ilgilendiren ortak bir hatıradan, geleneklerden, duygulardan ve tabiatın insanlara tesir eden bir olayından doğduğuna inanılır.

Tabiat ile iç içe, kucak kucağa yaşayan, toprağı "ana" olarak vasıflandıran Türk'ün düşünce sisteminde "baharın gelişi" elbette önemli bir yere sahip olacaktı. Çünkü insan vücudu, baharda uyarıldığı kadar kışta uyarılmaz. İç karartıcı, yeknesak günlerin ardından doğan hareketli, pırıl pırıl güneşli, kuş ve hayvan sesleriyle kurulmuş ilâhî orkestranın musikisi insan hayatını canlandırır. Ayrıca ortaya çıkan rengârenk tablo kıştan bahara geçişi ne de güzel tasvir eder: "Bir yanda her tarafı kaplayan soluk, mat ve daha çok beyazın hakim olduğu renkler, diğer yanda yeşilin değişik tonları arasında baş veren bin bir renk cümbüşü... Birisi hareketsiz, şekilsiz; diğeri kıpır kıpır, şekil şekil, çiçek çiçek... Kış, sağır ve dilsiz; ilkyaz duygulu, coşkulu, kulaklara fısıldadığı nağmelerle cazibeli... Birinde tabiat hayat dolu, diğerinde donmuş, yeniden doğmak üzere uyuşmuş kalmış...

Genellikle Nevruz, yani Farsça "Yeni Gün" adını taşıyan bahar bayramı, insan ruhunun tabiattaki uyanışıyla birlikte kutladığı bir bayramdır. Böyle bir bayramın, yani mevsimlerin değişikliğinden doğan özel günlerin, başka başka adlar altında birçok milletin sosyal hayatında yer aldığı da bilinmektedir. Mesela, Hıristiyan âleminin dinî muhteva ile şekillendirerek ve Noel Baba sembolü ile karlar ülkesinden geyiklerin çektiği kızaklarla neşe ve ümitleri taşıdığı "Noel Bayramı" bunun farklı bir örneğini teşkil eder. Bu kutlamalarda yine bahara duyulan özlem "çam ağacı" motifi etrafında şekillendiriliyor. Aynı zamanda bir takvim değişikliğini de ifade eden bu kutlamalara baktığımızda Türk' ün kutladığı "bahar bayramı"nın da bir takvim değişikliğini yansıttığı görülüyor. Burada dikkati çeken husus "baharın başladığı zaman"dır. Türk, bu takvim değişikliğini "toprağın uyandığı gün" ile özdeşleştirmiştir. Kışın ortasında baharı kutlamaz. Türklerde bir tabiat, varoluş, diriliş bayramı niteliğinde olan Nevruz'un ruhî atmosferini ve eskiliğini anlayabilmek için kültürümüzün yıpranmış, tozlu ve pek okunmayan eski sayfalarına bir göz atmamız gerekiyor. Bu coşkuyu Türk kamları dualarında, niyazlarında şöyle ifade ediyorlar:

"... Yüce Göktanrı'nın ilk defa gürlediği, yağız yer, altmış türlü çiçeklerle ilk defa bezendiği, altmış türlü hayvan sürülerinin ilk defa kişnediği ve melediği zaman sen (Türk'ün Atası) yaradıldın!"

Bu sözler Türk'ün yaratılış felsefesinin, inancının, hayat tarzının ifadesidir. Bütün bayramların dinî ve millî bir inanıştan, o toplumu ilgilendiren ortak bir hatıradan, geleneklerden, duygulardan ve tabiattan doğduğundan bahsetmiştik. İşte millî bir bayram olan Nevruz da Müslüman olan ya da olmayan çeşitli Türk toplulukları arasında kamların dua ettikleri asırlar öncesinden günümüze kadar farklı farklı şekillerde, ama aynı ruhla hâlâ kutlanmakta. Bu bayram İslâmiyet'i kabul etmiş olan ilk Müslüman konargöçer Türk topluluklarında; sürgün avı, toy, şölen, yuğ vb. gibi İslâmiyet'le çatışmayan âdetlerden biri olarak devam edegelmiştir. Böylece bu ananeler günümüz Türk dünyasına ortak kültür mirası olarak intikal etmişlerdir. Gelenekler, tarihini kesinlikle tespit edemediğimiz dönemlerden kalmadır. Neden, niçin, nasıl gibi sorular sorulmadan atadan oğula kalmıştır. Gelenekler bu özelliğiyle millet bağını güçlendiren en önemli unsurlardan biridir. Baharın gelişinin kutlandığı bugün de böyle bir gelenektir.
YENİGÜN 'ÜN bereket, bol kazanç, sağlık,esenlik,huzur,mutluluk, birlik ve beraberlik.... getirmesi dileğiyle bahar bayramınız kutlu olsun ....
suskunluğum asaletimdendir.yoksa her söze verilecek bir cevabım var. önce söze bakarım laf mı diye sonra söyleyene bakarım adam mı diye...
IP
carpediem
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 06-Şubat-2008
Konum: Isparta
Gönderilenler: 19

Alıntı carpediem Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 11-Nisan-2010 Saat 07:50

                                                    BAŞARILARRR

YGS SINAVINA GİRECEK OLAN TÜM KARDEŞLERİME BAŞARILAR DİLİYORUM . ALLAH YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN ....

suskunluğum asaletimdendir.yoksa her söze verilecek bir cevabım var. önce söze bakarım laf mı diye sonra söyleyene bakarım adam mı diye...
IP
beyazgül
Üye
Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 02-Ekim-2009
Konum: Isparta
Gönderilenler: 42

Alıntı beyazgül Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 26-Nisan-2010 Saat 19:43
BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ ?

• Yemeğe tuz ile başlanırsa beyin tarafından gönderilen bir uyarı sayesinde, midede mukus denilen sindirimi kolaylaştırıcı bir tabaka oluşturduğunu ve midenin sindirime hazırlıksız yakalanmasını önlediğini…

• Yemek yerken yerde oturarak sol ayağı katlayıp sağ ayağı karna çekerek oturulup yenildiğinde, su ile doldurulmuş balon şeklinde olan midenin çıkış kısmını kapatarak yenilen gıdanın tam sindirilmeden bağırsaklara kaçmasını önleyeceğini ve mide dolunca da doygunluk hissi vererek çok fazla yemeden kalkılacağını…

 
• Yemek yerken yemeğin ortasında su içildiğinde içilen suyun yenilen gıdaların sindiri lmesine, gerekli vitaminlerin emilmesine katkıda bulunduğunu ve midede doygunluk hissi vererek az yemeye vesile olduğunu…

 
Oturularak ve en az 3 yudumda içilen su, dil ve ağız bölgesinde daha fazla duraksadığından tükürük bezleri için gerekli olan suyun emilimini artırıp anti bakteriyel ve antioksidan etkiye sahip tükürüğün salgılanmasını artırarak ağız ve diş sağlığına katkıda bulunduğunu..

 
• Uyurken sağ yana dönüp yatıldığında solda olan kalbimizin daha rahat çalışmasına neden olarak, kalbi yormadan dinlenmiş bir vaziyette kalkılabileceğini…


• Tuvalete girerken sol ayakla ilk adım atıldığında kaygan olan zeminde ayağın kayması durumunda sola göre daha güçlü olan sağ ayağın düşmeyi engelleyerek vücudu dengelediğini..

 
• Banyo yaptıktan sonra ayaklara soğuk su dökmenin kan dolaşımını hızlandırıp sıcak sudan dolayı genleşmiş olan damarların içindeki kanın aktivasyonunu artırarak tansiyon düşüklüğünü önlediğini ve savunma mekanizmasını güçlendirdiğini…

 
• Kesintisiz uyunan uzun gece uykularının, damarlarda vazodilatasyona neden olduğunu, uyku ortalarında kalkıp el yüz yıkamak (ör: abdest almak) az yorucu egzersizler yapmanın (ör: teheccüd namazı) vazodila tasyonu engellediğini ve daha zinde kalkılabileceğini…

 
• Bütün bunların, 1600 sene evvel Peygamberimiz (sav) in yaptığı ve ümmeti için de tavsiye ettiği sünnet-i seniyyeler olduğunu...

BİLİYOR MUYDUNUZ ?
YAŞAMI OLDUĞU GİBİ KABUL ETMELİSİNİZ FAKAT KABUL EDEBİLECECEĞİNİZ GİBİ OLMASI İÇİNDE ÇABA GÖSTERMELİSİNİZ...
IP
carpediem
Yeni Üye
Yeni Üye
Simge

Kayıt Tarihi: 06-Şubat-2008
Konum: Isparta
Gönderilenler: 19

Alıntı carpediem Cevaplabullet Gönderim Zamanı: 20-Haziran-2010 Saat 19:31

                                       BABALAR GÜNÜ İÇİN ....

80'ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen -45 yaşında ve saygın bir işi olan- oğlu salonda oturuyorlardı. Hal-hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan sahbet ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti. O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu.

Yaşlı baba kargaya gülümserek biraz baktıktan sonra oğluna sordu: 'Bu ne oğlum?'

Oğlu şaşkın, cevapladı: 'o bir karga baba.'

Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu: 'Bu ne oğlum?'

Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı: 'Baba, o bir karga'

Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu. Yaşlı baba üçüncü defa sordu: 'Bu ne?'

Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü: 'O bir karga baba, üç oldu soruyorsun. Beni işitmiyor musun?'

Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti: 'Baba bunu neden yapıyorsun? Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun. Sabrımı mı deniyorsun?'

Babası -yüzünde hâlâ bir gülümseme- yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir defterle döndü. Bu bir hâtıra defteriydi. Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu. Sevgiyle gülümseye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi.

'Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanıbaşımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu. 23 soruşunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim. Rahatsız olmak mı? Hayır! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu.'

'Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara 'öf' bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.' (İsra, 23)
 
                             BABALAR GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN ....:):)
                                                                                            AYŞEGÜL...
suskunluğum asaletimdendir.yoksa her söze verilecek bir cevabım var. önce söze bakarım laf mı diye sonra söyleyene bakarım adam mı diye...
IP
Yanıt Yaz Yeni Konu Gönder
Konuyu Yazdır Konuyu Yazdır

Forum Atla
Kapalı Foruma Yeni Konu Gönderme
Kapalı Forumdaki Konulara Cevap Yazma
Kapalı Forumda Cevapları Silme
Kapalı Forumdaki Cevapları Düzenleme
Kapalı Forumda Anket Açma
Kapalı Forumda Anketlerde Oy Kullanma

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums version 8.06
Copyright ©2001-2006 Web Wiz Guide